30 Ekim 2012 Salı

Cumhuriyet Nedir?



CUMHURİYET NEDİR?

Bazılarımız bizdeki Cumhuriyeti pek anlayamadılar. Ya da doğru dürüst bir şekilde anlatamadılar. Veya birileri anlamak istemediler, istemiyorlar. Bir de ben anlatayım Cumhuriyeti kısaca ve şöyle dilimin döndüğünce…

-Cumhuriyet, köşeye kıstırıldığı sanılan bir ulusun, bir at gibi kükreyişi ve şahlanışıdır.
-Cumhuriyet, mağdur edilen ve yok sayılarak üstüne gidilen bir ulusun dünyaya göklerden bakışı ve haykırışıdır.
-Cumhuriyet, özgürlük meşalesini sürekli yakan ateştir.
-Cumhuriyet, karanlığı kovan güneştir.
-Cumhuriyet, ülkemiz, vatanımız ve bayrağımızla özdeştir.
-Cumhuriyet, dünyada (adeta) cennete eştir.
-Cumhuriyet, dirençtir,
-Cumhuriyet, gönençtir.
-Cumhuriyet, erinçtir.
-Cumhuriyet, zincirleri, prangaları kırıştır.
-Cumhuriyet, düşmanların karşısında ak alınla, dimdik duruştur.
-Cumhuriyet, tüm çıkarcı ve karanlık kafalara vuruştur.
-Cumhuriyet, “Yurtta sulh, dünyada barıştır”.
-Cumhuriyet, insanlığın gelişiminde yarıştır.
-Cumhuriyet, hak, hukuk, adalet başta; en kutsal değerlere varıştır.
-Cumhuriyet, insanlık yolunda olağanüstü bir niyettir,
-Cumhuriyet, doğaya ve tüm canlılara hürriyettir.
-Cumhuriyet, çok güzel bir lisandır.
-Cumhuriyet, Türkler için büyük bir tarihtir, destandır.
-Cumhuriyet, velhasıl çok iyi ve hayırlı iştir.
-Cumhuriyet, insanlık âleminde tam bir yükseliştir.
-Cumhuriyet, özgürlük sevdalısı Türk’e yaraşır = Türk’tür.
-Cumhuriyet, ATATÜRK’tür.


İsmail KARA (30.10.2012)

19 Ekim 2012 Cuma

Bir Türk Dünyaya Bedeldir.



    BİR TÜRK DÜNYAYA BEDELDİR

     Atatürk Kastamonu’ya geldiğinde, kışlaya da uğramıştı. Koğuşları geziyordu. Her koğuşta bazı özlü sözler asılıydı. Bir koğuşta büyük bir levhaya yazılmış “Bir Türk on düşmana bedeldir” sözünü görünce birden durdu. Yüzünün rengi değişti, gözleri daldı. Sonra sert bir sesle;

     “Hayır, hayır”… dedi. “Bir Türk, dünyaya bedeldir”.

     (Z.Cemal Bakiçelebioğlu nakletmiştir)
*
     Büyük Atatürk, her şartta Türk milletine büyük değer vermiştir. Sözleriyle de daima yüceltmiş, başka bir değişle motive etmiştir.

     Örneğin, Türk köylüsü için;
     “Köylü, milletin efendisidir” demiştir.

     O’nun hiçbir kesimi aşağılayıcı mahiyette tek bir sözü yoktur.

     Atatürk büyüktü. Büyüklüğünü de, her alanda göstermiştir.

14 Ekim 2012 Pazar

Ben Yuvamı İstiyorum


                    
                                          BEN YUVAMI İSTİYORUM
     Annemle babam, sanıyorum birbirlerini iyice tanımadan evlenmişler. Evlilikleri bir süre iyi gitmiş. Sonra gürültü, patırdı, şamata başlamış. Kavga, hep kavga…   Onları biraz bilinçle tanımağa başladığımda, böyle bir ortamla karşılaştım. Üzülüyordum. Evde huzur yoktu. Bende hiç yoktu.
     Sonunda boşandılar. Dört yaşımdaydım. Hakim amca beni annemle yaşamağa mecbur etti. Yasalar, böyle gerektiriyormuş. Onun düzenli bir geliri yoktu. Babam anneme her ay “nafaka” denilen bir ödeme yapıyordu. Ama, geçim için yetmiyordu. Bu yüzden annem çocuk bakıcılığı, çamaşırcılık, kapıcılık gibi işlere koşturup duruyordu.
     Okula başladığım ilk gün, tüm arkadaşlarımın üstünde mavi renk önlük, beyaz yakalık vardı. Benimse üstümde her gün giydiğim, günlük giyecek… Diğer çocuklara gıpta ile bakıyordum. Bir süre sonra kitap, defter, kalem filan alındı. Daha sonra önlük, yakalık... Uzatmayalım. Dönem sonu geldi. Okul tatil oldu. Ben de sınıfımı başarıyla geçmiştim.
     Bir amcanın yardımıyla edindiğim malzeme ile ayakkabı boyacılığı yaparak hem harçlık biriktirmeye, hem de eve katkı sağlamaya çalışıyordum.
     Artık babamı hiç göremiyordum. Onun başka bir ülkeye gittiğini duydum.
     Annem eve çok geç gelmeye başlamıştı. Hep çok çalıştığını, çok yorulduğunu söylüyordu. Kendine çeşit çeşit giysiler alıyordu. Çok şık giyinmeye ve süslenme-ye özen gösteriyordu. Yaptığı iş ne acaba diye düşünmeye başlamıştım. O sırada annemin kötü kadın olduğu söylenmeye başladı sokaklarda. Çocuklardan bunu duyuyordum. Bana da ters ters bakmaya başladılar.
     “Annen kötü kadın olmuş” diyen Cafer amcaya kızdım. Bağırdım; “benim annem kötü kadın olamaz”… “Bu akşam seni çalıştığı yere götüreyim, gözlerinle gör istersen” dedi. O akşam birlikte gittik. Kapısında renkli ve değişken ışıklarla “gazino” yazılı bir yerdi o işyeri… Beni içeri koymak istemediler. Ancak, kapı aralığından gözlüyordum. Bir de ne göreyim; annem yarı çıplak bir şekilde insanlar içinde dolaşıyordu. Şaşkına dönmüştüm. Cafer amcayla evin yolunu tuttum. Uyku tutmadı beni bir türlü...
Annem geldiğinde saat 05 oo olmuştu. Beni uyumamış görünce nerdeyse dilini yutacaktı. “Niçin uyumadın oğlum” deyince, ben;
-Artık benim annem değilsin. Çünkü, sen kötü kadınsın, dedim.
-Nasıl konuşuyorsun öyle, ben senin için çalışıyorum, dedi.
-Nasıl çalıştığını gördüm. Yarından itibaren evi tamamen terk ediyorum, dedim.
Söyleyecek bir söz bulamadı. Oturduğu yerde, ellerini başının arasına alarak yüksek sesle ağlamaya başladı.
      Sabah olunca evden ayrıldım. Ayakkabı boyacılığı, hamallık gibi ufak tefek işler yapıyor, bazen arabaların camlarını silip bahşiş alıyor ve yaşamaya çalışıyordum.         Açıldığında okula da gitmeyerek asmıştım tabîi… Sokaklarda  diğer sokak çocuklarıyla dolaşmaya, uygun gördüğümüz yerlerde yatmaya başlamıştım zaten… Kış yaklaşmıştı. Küçük yaşıma rağmen, büyük çile rüzgârının esiri olmuştum. Çektiklerimi burada tek tek size anlatacak ve yüreğinizi yaralayacak değilim.
      Şimdi aradığım ve özlediğim bir şey var; anne, baba ve çocukların bir arada olduğu sıcak bir yuva, az da olsa huzurlu bir ortam….  Hasret kaldığım şey… Ülkemizde benim gibi yuvası bozulan, aynı ortama özlem duyan  nice yavrular  vardır, kim bilir? Aynı şekilde kaybettikleri yavrularını arayan nice anneler, babalar kim bilir?
     Şimdi evlenmek, yuva kurmak isteyen büyüklerime ve tüm anne-babalara  bir çift sözüm olacak;
     -Ne olur eşinizi seçmede titiz olun, evlendikten sonra yuvanıza iyi sahip çıkın, onu asla dağıtmayın! Çocuklarınızı ve eşinizi mutlu edin! Öncelikle çocuklarınızı benim düştüğüm durumlara düşürmeyin!  Yalvarıyorum!

(Bu yazı, 12 yaşındaki bir çocuğun gerçek ifadesidir)
İsmail KARA  

10 Eylül 2012 Pazartesi

Fransa Vazgeçmeyecekmiş

İNKÂR YASASINDAN VAZGEÇMEYECEĞİM
İsmail KARA
Fransa’nın yeni lideri François Hollande ermeni soykırımının inkârına ceza ile ilgili yeni tasarı üzerinde çalışmaların devam ettiğini söyledi. Hollande seçim sözlerine bağlı kalacağına vurgu yaptı. Bilindiği gibi soykırımın varlığını inkâr edenlere bir yıl hapis ve 45 bin euro tazminat cezası öngören tasarı, Ulusal Meclis ve Senato’da Ocak 2012 de kabul edilmiş, ancak Anayasa Mahkemesi, söz konusu tasarının anayasaya aykırı olduğuna karar vermişti.
1.Fransa, varlığını Türklere borçlu:
Fransa Kralı I.François esir düşünce, annesi ağlayarak ve ağıtlar yakarak Kanuni Sultan Süleyman’a başvurdu. Bunun üzerine Osmanlı Sultanı Kanuni, Alman İmparatorunu “Ya François’i serbest bırakırsın, ya da baharda akıncılarımın nal seslerini Berlin sokaklarında duyarsın” diye tehdit etti. Barbaros Hayrettin Paşa da gemileriyle sefere çıkıp, Nice kalesini fethedince istek derhal yerine getirilmiştir (20 Ağustos 1643).
Aksi takdirde, bugün Fransa toprakları Almanya’ya katılacaktı. Buna rağmen Fransa, nedense Türklere karşı hep sinsi ya da açık düşmanca bir tutum izlemiştir. Hani derler ya; “Besle kargayı, oysun gözünü” diye…
2.Fransızlar kendi soykırımlarını göz ardı ediyorlar: 
A) Cezayir Katliamı:  Ahmed Bin Bella'nın da dile getirdiği gibi Fransızlar, insanlara ve Cezayir kültürüne karşı bir soykırım işlemişti: "Cezayir'in yerli halkının büyük bir bölümü Fransız kolonel yönetiminin başlarında yok edilmişti, 1830'da dört milyonun üzerinde, 1890'da ise 2,5 milyon kişi öldürülmüştü. Sistematik soykırım, Cezayir kültürel kimliğinin vahşice ezilmesiyle sürdürüldü. 
B)  Paris Katliamı: Fansız saldırıları sadece Cezayir topraklarında değil, Fransa'nın içinde de devam etti. 1961 yılındaki Paris katliamı buna en canlı örnektir: 17 Ekim tarihinde, Fransız polisi ülkelerinin Fransız koloni yönetiminden bağımsızlığını kazanmasını talep eden silahsız Cezayirli göstericilerin üzerine ateş açtı. Bu saldırıda kaç göstericinin öldüğü hâlâ net değil; ancak tahminler 32 bin ila 200 bin kişi arasında değişiyor. Bu olay, 1999 yılına kadar resmi olarak doğrulanmamıştı. O tarihe kadar tüm Fransız hükümetleri gerçeği saklamışlardı.
Cezayirli yöneticiler, “Fransa, Cezayir'de soykırım yaptı, özür dilesin.” dedikçe; Fransızlar, “Bu işi tarihçilere bırakalım.” yanıtını vermektedir. Aynı Fransa, “Ermeni iddialarını tarihçiler araştırsın.” biçimindeki öneriye karşı çıkarak, sözde Ermeni soykırımını tanıyan yasaları hiç yüzleri bile kızarmadan ulusal meclisinden geçirebilmektedir. Bu çifte standart karşısında sesini yükselten, başta Jean Paul Sartre, Didier Billion olmak üzere kimi Fransız aydınlar ise, Fransa'nın tutumunu, “Cezayir, Fransa'nın tabusudur.” sözleriyle açıklamaktadır. Oysa, yalnızca Cezayir değil, Fransız tarihinin neredeyse tümü Fransa'nın tabusudur.
Fransa'da yaşanan soykırım ve katliamlar da, tarihiyle yüzleşme cesareti olmayan bu ülkede tabudur. “Fransız'ın Fransız'a soykırımı” olarak adlandırılan 1793-1796 Vendée Soykırımı, 24-25 Ağustos 1572 de Saint Barthelemy Katliamı gibi katliamlar da yüz karalarıdır.
C) Vendee Katliamı: Vendee’liler 1789 ihtilali sonrasındaki bazı uygulamalara karşı çıkmışlardır (Özellikle dini açıdan). İş isyana kadar varınca 4 Mart 1793 de başlatılan soykırım ve katliam 23 Aralık 1793’e kadar sürdürülmüştür. 200 binden fazla insanını yok etmiştir. Fransızlar bu soykırımı ta 1999’a kadar saklamaya gayret etmişlerdir. 
D) Saint Barthelemy Katliamı: Adından da anlaşılacağı gibi bu da bir din çatışmasıdır. 24-25 Ağustos 1572 de Protestanların katledilmesi olayına verilen addır. Katliam, Paris ve çevre kentlerde yapıldı.  Kışkırtılan Katolik ve fanatik Parisliler, 2.000 kadar Protestan'ı katlettiler. Daha sonraki günlerde çevre kentlere de sıçrayan katliamda üç hafta içinde 7.000'den fazla Protestan öldürüldü.
Yukarıda değinilen katliamlarda Fransızların, ne kadar insan öldürdüğüne dikkat ediniz.Sözde Osmanlının Ermenilere uyguladığı iddia edilen sahte soykırımda yabancı kaynaklara göre 500 bin civarında ermeni ölmüştür. Oysa ki, ermeniler 2 milyon Osmanlıyı katletmiştir.ABD eski başkanı R.Regan’ın danışmanı Bruce Fein, konuyla ilgili yaptırılan geniş araştırma sonucuna dayalı olarak yaptığı açıklamada dünyaya bunları duyurmuştur.  
Faraza, soykırım diyelim; Osmanlı’ nın yaptığı, Fransa’nın yaptığı soykırımların yanında devede kulak bile olmaz….

31 Ağustos 2012 Cuma

Bu Topraklar Pahalı

BU TOPRAKLAR ÇOK PAHALI

Tarih derslerinde bize Sultan Abdülhamit Han’ı hep olumsuz anlattılar. Sonradan O’nun yaptıklarını olumlu ve olumsuz tüm yönlerini okuyarak daha iyi öğrendim. Yaptığı güzel şeyler için saygı duymaya da başladım.

O hiç sevmediğim Sultan Abdülhamit Han’ı bazı yaptıklarıyla önemsiyor ve seviyorum.

1.Meşrutiyeti kurduktan kısa bir süre sonra, bakıyor ki; milletvekillerinin nerdeyse çoğunluğu azınlıklardan oluşuyor ve bunun için Meclis-i Mebusan’ı feshediyor. (Neden Meclis-i Mebusan’ı feshettiğini tarih derslerinde göstermediler)

2.Osmanlı İmparatorluğu’nun gerileme devrinde olmasına rağmen çok sayıda yeniliğe- ilklere imza atması (Önemli yüksek okulların, hastanelerin açılması, ülkenin demiryollarıyla örülmesi vb.) takdir edilmesi gereken konulardır.

3.Abdülhamit Han’a Yahudiler Thedor Herzl’i elçi olarak gönderip bir teklifte bulundular; “Osmanlı bütçesinin üç katı para verecek ve devletin bütün borcunu ödeyeceğiz. Bize Filistin topraklarını verin!”. 

Fakat Han, Filistin topraklarını vermedi ve şunları söyledi;

“Ben bir karış dahi olsa toprak satmam. Zira bu vatan bana ait değil, milletime aittir. Milletim bu toprakları kanlarını dökerek kazanmış ve yine kanıyla mahsuldar kılmıştır. Ecdadımın kanıyla alınan yerler parayla satılamaz”.

Şimdi anladınız mı O’nu neden sevdiğimi…
*

Bugün bu topraklar ise, çok daha kıymetli ve çok daha pahalıdır… Çünkü, başta Çanakkale olmak üzere, İzmir-Ankara arası kanla sulanmıştır. Anadolu’nun çok yerine atalarımızın kanı dökülmüştür. Hem bu yönüyle, hem de doğal güzelliği ve üzerinde yaşayan yüce milletinin asaletiyle;

Bu topraklar çok kıymetli çok daha pahalıdır.

Damarlarında asil Türk kanı taşıyanlar, bunu bilir ve takdir ederler. Başka söz söylemeye gerek var mı?

3 Ağustos 2012 Cuma

ERMENİ MEZALİMİ

TUZLUCA’DA ERMENİ MEZALİMİ
Tuzluca, bugün Iğdır’a bağlı bir ilçedir.
Tuzluca ve çevresi de 1915-1918 yıllarında (e)rmeni mezalimini büyük ölçüde yaşamış bölgelerimizdendir.
Mezalimden geriye kalan toplu mezarların bir çoğu tespitle açılmış; çıkarılan iskeletlerin, belge, fotoğraf ve diğer materyallerin sergilendiği büyük bir anıt yapılarak 5 Ekim 1999 da törenle ziyaretçilere sunulmuştur.
Bu anıtın yerden yüksekliği 43.5 metre olup, 1.3 hektarlık alanda kuruludur.
GEDİKLİ KÖYÜ
Mayıs 2003 de Mısır, Fransa, ve Avusturya’dan katılan yabancı medya mensupları ile gazetecilerimizin katıldığı bir kazıda bu köyde (e)rmenilerin katlettikleri 150 kişiye ait iskelet ortaya çıkarılmıştır.
Bu olayın canlı şahitlerinden Hacı Esat Acar şunları anlatmıştır; “(e)rmeniler köyün etrafını sardı. Benim de içlerinde bulunduğum 70-80 kişiyi bir eve topladılar ve kılıçla doğradılar. Ben de yaralandım ve üzerime cesetler yığıldı. Komşu köylerde bulunan aşiretler imdada gelince (e)rmeniler kaçtılar. İniltim duyulunca beni cesetlerin altından çıkardılar”.
Köyde bir anıt yapılmıştır.
OBA ve HAKMEHMET KÖYLERİ
Oba Köyünde (e)rmenilerce katledilmiş Türklere ait bir toplu mezar olduğu ilk defa Prof.Dr.Enver Konukçu tarafından tespit edilmiş ve 1 Mart 1986 da yapılan kazıda 90’a yakın iskelete ulaşılmıştır. Görgü tanığı bir kişinin ifadesine göre; Oba köyündeki sivil, silahsız ve masum insanların bir kısmını yalan vaatlerle kandırarak ve bir kısmını da zorla toplayan (e)rmeniler onları bir eve doldurup katletmişlerdir. Bu katliamın adı; “Tandır Damı Katliamı” dır.
Evin üst kısmından gaz dökerek ateşe vermişler ve bu masum insanları diri diri yakarak öldürmüşlerdir.
DİĞER KÖYLER
Uzmanlar, yukarıda belirtilen köyler dışında; başka köylerde de henüz açılmamış birçok toplu mezarın olabileceğini belirtmektedirler. Bu köylerin başında da Küllük, Bayraktutan, Necafali, Yaycı, Koçkıran, Kadıkışlak geliyor.
Zamanla bu köylerde de yapılacak kazılarla (e)rmenilerin yaptığı katliamlara ilişkin bazı toplu mezarların ortaya çıkacağına inanılıyor.
SONUÇ:
Tuzluca’da ortaya çıkarılan (e)rmeni katliamına ait toplu mezarlar; ne ilk, ne de sondur. Bilindiği üzere Erzurum, Kars, Ardahan, Bitlis, Van ve Giresun gibi; Anadolu’nun muhtelif yerlerinde yapılan kazılarda birçok toplu mezar bulunmuştur.
Ermeni diasporasının yıllardan beri, “Türkler Anadolu’da (e)rmeni katliamı yaptılar” iddiası doğru değildir. ABD Başkanı Regan’ın danışmanlarından Bruce Fein’in belirttiği gibi aksine onlar katliam yapmış, 2 milyon Osmanlıyı hunharca öldürmüşlerdir. Buna karşılık (e)rmenilerin kaybı sadece 500 bindir.
Şimdi soruyorum; Anadolu’da (e)rmeni katliamına ait çok sayıda toplu mezar bulunmuşken; Osmanlı’nın (e)rmenileri öldürüp doldurduğu bir toplu mezar bulunmuş mudur?
Eğer böyle bir şey olsa idi, onlar çoktan kıyameti koparırlardı. Değil mi?

15 Temmuz 2012 Pazar

Trafik Meydan Muharebesi

TRAFİK MEYDAN MUHAREBESİ
                                                                                              İsmail KARA
      Ülkemizin en önemli sorunlarından birisi trafik, trafik olaylarıdır. Trafikte adeta bir terör esmekte ve her yıl 7.000 civarında insanımız ölmekte, 150.000 den fazla insanımız yaralanmaktadır. Trilyonlarca da maddi hasar oluşmaktadır. Bu bir vahşettir ve önüne bir türlü geçilememektedir.
      Olaylar başta sürücülerin trafik kurallarına uymamalarından meydana gelmektedir. İhlal edilen başlıca kurallar; hatalı sollama, alkollü ve uykusuz araç kullanma, trafik işaret ve lambalarına riayet etmeme fiillerinden kaynaklanmaktadır.
      Dikkat ederseniz “olay” diyorum. Olay ile kaza tamamen farklı şeylerdir. Kaza, sözlüklere bakıldığında “Kimsenin el, ayak ve iradesi olmaksızın meydana gelen, can ve mal kaybına veya zarara sebep olan kötü olay” ve benzeri şekillerde tanımlanmaktadır. Oysa ki, trafik olaylarının % 95’i kişilerin el, ayak ve iradesine dayalı olarak, sadece % 5’lik kısmı ise bu tanımın dışında (yol arızaları, teknik nedenlerle vb.) meydana gelmektedir.
      Uzmanlar olay anında ölenlerin % 50’si kadar da, yaralananlardan bilâhare öldüğünü tespit etmişlerdir.

      Şimdi de şu istatistiki bilgilere göz atalım;

1)      1980-1999 yirmi yıllık döneminde,

Olay sayısı          :  3.482.367
Ölü sayısı            :  115.433 +(%50=)57.711=173.144
Yaralı sayısı        :  1.579.575
Maddi hasar        :  2.285.097.881 ABD doları...

2)      2000-2011 oniki yıllık döneminde ,

Olay sayısı          :  8.888.458
Ölü sayısı            :  53.098 + (%50=)26.546=79.638
Yaralı sayısı        :  1.970.282
     
      Yukarıdaki tabloda ortaya çıkan 32 yıllık verileri birleştirdiğimizde meydana gelen olay sayısı 12.370.825, ölü sayısı 168.525 (bunun %50’si, sonradan ölen yaralıları eklersek ölü sayısı 252.782 eder), yaralı sayısı 3.549.857 olmaktadır.
      Tablo 1.de maddi hasarı da görüyoruz ki, oldukça yüksek bir rakam… Tablo 2.de bu bilgiyi sunamadık.
      Çanakkale Savaşlarındaki şehitlerimizin sayısı 250-253.000 kişi olarak belirtilmektedir. O halde, 32 yıllık “Trafik Meydan Muharebeleri” nde de bir o kadar kişi ölmüştür. İş gücü ve ekonomik kaybımızı ölçmek mümkün değildir.
      Bu tespitler, olay anı tespitleridir. Yaralananların ne kadarı ömür boyu sakat kalmıştır? Ne kadarı olayı takiben ölmüştür? Bunlar hakkında da ortada kesin bilgiler yoktur. Ülkemizde bulunduğu söylenen 9 milyon engelli içinde, trafik olayları nedeniyle engelli duruma düşenlerin sayıca bir hayli yüksek olduğu kanaatindeyim. Öte yandan öksüz ve yetim kalan çocukların, yuvası dağılan, yıkılan ailelerin sayılarını tespit etmek de mümkün değil…
      Değerli okurlar, görüyorsunuz on yılda, yirmi yılda bazı kentlerin nüfusu kadar insanımız trafiğe kurban gidiyor. Şimdi şu soruyu sormak lâzım; hangi savaşlarda bu kadar insan ölmüştür? Yazıktır, günahtır. Yazımın başlığını sanıyorum onaylarsınız.
      Çıkar uğruna yeterli olmayan kişilere sürücü ehliyeti verilmesi, verenleri vebal altında bırakır. Hatalı araç kullanan, sebep olduğu olayla bir veya bir çok kişiyi can ve mal kaybına uğratan sürücüler vebal altındadır. Hatta KATİL durumuna düşmektedirler.
      Lütfen kendimize, aracımıza; hele hele bir başkasına zarar vermemek, katil durumuna düşmemek için azamî gayret edelim. Trafik kurallarına mutlaka uyalım. Her kural, belli deneyimler sonucu oluşmuştur, unutmayalım.