12 Haziran 2015 Cuma

SORUMLUYUZ (İsmail Kara)

     SORUMLUYUZ
                                                                                                                                İsmail KARA
       İçinde yaşadığımız toplumda olup bitenler, hepimizi etkiler. Toplumun sorunları, bizlerin de sorunudur. “Ne me lâzım” diyemeyiz ve kaçamayız.
       Ama yöneticiler, haksızlıklara karşı seslerini yükseltince “sus, sen sus!” diye dikilirler karşına; icabında yapmadıklarını bırakmazlar sana… Çünkü, onların işine gelmez. Sen susacaksın ki, onlar atlarını istedikleri gibi yürütecekler. Sen susacaksın ki, onlar pastanın en büyük dilimini; istedikleriyle, istedikleri gibi yiyecekler. Hak, hukuk, adalet de neymiş bilmeyecekler, tınmayacaklar.
       İnsanlıktan iyi anlayan, hak ve adaleti, eşitliği iyi bilen aydınlar, gazeteciler, yazarlar susacak, pusacak.
       Eleştiri, yasak!
       Hak ve hukuku savunmak, yasak!
       Koyun gibi olacaksın kardeşim! İstenileni yapacaksın. İstenilen yoldan gideceksin.
       Tavuk gibi olacaksın kardeşim! Az yem yiyeceksin, çok yumurta vereceksin.
       Öküz gibi olacaksın kardeşim! Öküz gibi mel mel bakacaksın, sana verilen hak neyse onu kullanacaksın. Diklenirsen eğer, sen bilirsin.
       “Ben koyun değilim”, “ben tavuk değilim”, “ben öküz değilim” diye haykırabildiğin zaman; adam oldun demektir.
       Adam ol kardeşim, adam ol! Gözlerini açıp iyi bak, incele olup bitenleri, susma, pusma, aydın ol! Aydın gibi aydın ol!
       Yalakalık mı? O hiçbir aydına yakışmaz. Ne demişti Rıfat Ilgaz?
---
“Kaldır başını kan uykulardan
Böyle yürek böyle atardamar
Atmaz olsun
Ses ol ışık ol yumruk ol
Karayeller başına indirmeden çatını
Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm
Alıp götürmeden büyük denizlere
ÇABUK OL

Tam çağı ise başlamanın doğan günle
Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden
Her satırında buram buram alın teri
Her sayfası günlük güneşlik
Utanma suçun tümü senin değil
Yırt otuzunda aldığın diplomayı
Alfabelik çocuk ol
Yollar kesilmiş alanlar sarılmış
Tel örgüler çevirmiş yöreni
Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende
Benden geçti mi demek istiyorsun
Aç iki kolunu iki yanına
KORKULUK OL









11 Nisan 2015 Cumartesi

ÖZGÜRLÜK (İsmail KARA)

    ÖZGÜRLÜK

    Özgürlük, “hürriyet” ile eş anlamlı bir kelime…
     Kişilerin hiçbir baskı olmaksızın istedikleri gibi hareket edebilmeleridir  özgürlük.
     Ancak, kişi bir hareket yaparken kamuya ya da başka bir kişiye zarar vermemelidir. Aksi halde zarar gören kamunun, kişi veya kişilerin haklarını koruyan yasalar, örf ve âdetler devreye girer. Zarar verici önemli hareketleri önlemek için yasalarla çeşitli yaptırımlar (cezalar) uygulanır.
     Nitekim, kişilerin bazı kuruluşların; başkalarına zarar vermelerini engellemek için polis, jandarma, özel güvenlik birimleri ve diğer bazı kolluk kuvvetleri oluşturulur.
     Zararlı hareketlerle ilgili yaptırımların uygulanma kararları için ise mahkemeler kurulmuştur. Birçok anlaşmazlıklar mahkemelerde çözülür.
     Fakat, önemi büyük olmayan, küçücük olaylar için ne mahkemeye, ne de başka makamlara başvurulmaz. İnsanlar kendi aralarında çözüm yollarına giderler.
     En doğru olan şey, kişinin kendi özgürlüğü, kendi hak ve hukuku kadar başkalarının da özgürlük, hak ve hukukuna saygı göstermesidir. Zaten herkes, bu anlayışa sahip olup hal ve hareketlerinde dikkatli olursa kolay kolay anlaşmazlık çıkmaz. O zaman ne kolluk güçlerine, ne de mahkemelere ihtiyaç kalır.
     Kişi, hemen her türlü hareketlerinde başkalarına karşı sorumludur. Özgürüm diye kimse kimseye en küçük zarar vermemeli, diğer kişi veya kişileri rahatsız etmemelidir.
     Örneğin bir adam aracını öyle bir yere park ediyor ki; gelen geçen araçların, kişilerin geçişini engelliyor.
     Bir başkası gecenin ilerleyen saatlerinde aracında yüksek sesle müzik dinliyor, korna çalıyor.
     Kaldırımın ortasında bir grup durup birbiriyle konuşuyor ve diğer insanlar zorlukla geçiyor.
     Bu ve benzeri daha nice hareketler…
     Böylesine başkalarını rahatsız edici davranışlar; hiçbir özgürlük anlayışı ile bağdaşmaz.
     Ve de hiçbir medenî toplumda yapılmaz.
     Kişilerin özgürlüğü, bir başkasının özgürlüğünü kısıtladığı yer ve zamana kadardır.
     Bu itibarla sokakta yürürken, dikilirken, toplu taşıt araçlarında bir yerden bir yere giderken, özetle her yerde her zaman başkalarına karşı sorumluyuz. Bunu bilmek ve bu bilinçle hareket etmek durumundayız.
     Özgürlük, hiç kimsenin sonsuz tasarrufunda değildir.

  (11.04.2015 günü yayınlanan yazımdır) 

19 Şubat 2015 Perşembe

BEY GİBİ YAŞAMAK (İsmail KARA)

   BEY GİBİ YAŞAMAK
                                                                   İsmail KARA
   Çocukluğumun büyük bir bölümü 80 haneli bir köyde geçti.
    Babam köye 3-4 km. uzaklıktaki kasabamızda esnaftı. Soba imalatı ve tamiri, gazla çalışan el fenerleri, lehim işleri, çilingirlik vb. işler yapardı. Ben de ona körük çekme filan gibi yardımlarda bulunurdum. Karşılığında bahşiş vererek beni sevindirirdi.
    İşlerin yoğun olduğu zamanlarda bu tür işlerden anlayan göçmen Murat amcaya da iş verirdi.
    Aradan yıllar geçti. Babam o işleri bıraktı. Murat amca öldü.
    Bense Maliye Okulunu bitirmiş ve Ankara’da memur olmuştum. Oniki yıl sonra istifa ederek memleketime yerleştim. Muhasebe bürosu açtım.
    Bir gün bunu duyan Murat amcanın oğlu Bilal ziyarete geldi. Sonra da şehre geldiği günlerde yanıma uğradığında, iki baba dostu sohbet ederdik. Ona;
    -Murat, nasılsın? Diye sorardım.
    Bana genellikle gülümseyerek şöyle yanıt verirdi;
    -Sağol, nasıl olalım abi? Parasız pulsuz, aç susuz bey gibi yaşıyorum.
    Kendisine ufak tefek destek sağlar, bazen de iş bulurdum.
   1984 de mekân değiştirdik. Ankara’ya geldik. Otuz seneden fazla zaman geçti. Fakat, ben Bilal’in o sözlerini hiç unutamadım.
    “Parasız pulsuz, aç susuz, bey gibi yaşamak”…
    Baba dostumun oğlu gibi nice Bilal’ler vardı ülkede öyle yaşayan…
    Türk-İş ve Kamusen yaptıkları araştırma sonucu her ay “açlık ve yoksulluk sınırı” hakkında rapor yayınlıyorlar.
    Türk-İş’in 29.01.2015 tarihli yayınına göre dört kişilik bir aile için; açlık sınırı 1.257, yoksulluk sınırı ise 4.094 tl. Kamusen’in Ağustos 2014 ayı raporuna göre; açlık sınırı 1.328, yoksulluk sınırı ise 4.199 tl.
    Nüfusumuzun ne kadarı açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşıyor?
    ATO’nun 11.05.2008 deki bir yayınına göre;  nüfusun % 74’ü yoksulluk sınırının altında, % 15.4’ü ise açlık sınırının altında yaşıyormuş. Ocak 2013 de Milliyet’te çıkan bir yazıda 46 milyon kişinin açlık sınırı altında yaşadığı belirtiliyor. TUİK kaynaklı yeni bir açıklamada Türkiye’de ailelerin % 93’ ünün yoksul olduğu açıklanmaktadır.
    Buna rağmen, birileri ortaya çıkıp bizim Bilal gibi “Parasız pulsuz, aç susuz bey gibi yaşıyorum” diye halisane bir şekilde söylemiyor. Hemen herkes hayatından memnun sanki…Ya da açlık ve yoksulluk; mutluluğa engel değil. Daha ne denilebilir ki…
    Kuzuların sessizliği devam ediyor.
        

27 Kasım 2014 Perşembe

MEDYANIN ROLÜ

MEDYANIN ROLÜ
                                                                                                              İsmail KARA
        Dünyanın her ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de medyanın; siyasal, sosyal ve ekonomik alandaki rolü oldukça büyüktür.
        Yeni bir ürünün gazete ve televizyonlarda reklamı yapıldığında, nasıl hemen arandığını herkes bilir. Bu bile piyasayı, dolayısıyla ekonomiyi az çok etkilemektir. Aslında yine yeni ürünlerin üretim ve pazarlamasından farksız olan moda, medya üzerinden pazarlar yaratır.
        Siyasî kuruluşlar kendi duyuru ve reklamlarını yapabilmek için medyayı kullanır.
Medyadaki tanıtımlarıyla amaçlarına ulaşmaya çalışırlar. Onlar için medya bir nevi silahtır. Muhtelif ülkelerde, bazı zamanlarda bu nedenle siyasal iktidarlarca medya ele geçirilerek yandaş yayınlar yaptırılır.
        İktidar aleyhine yayın yapan kuruluşların önü kesilir, maddi ve manevi destekten
yoksun bırakılmaya çalışılır. Bunun dışında değişik cezalara çarptırılır. Osmanlının son döneminde Sultan Abdulhamid zamanında padişah aleyhine hiçbir gazete yayın yapamaz hale getirilmiştir.
        Aynı şeyler, son yıllarda ülkemizde de bir hayli yaşandı.
        Oysa ki, medyanın her üyesi, kendini iyi bir okul olarak algılamalı, toplumsal değerlere saygılı olmak şartıyla; tüm doğruları yansız bir biçimde duyurabilmelidir.
        Büyük Önder Atatürk konuyla ilgili olarak şunları söylemiştir;
        “Gazeteciler gördüklerini, düşündüklerini, bildiklerini samimiyetle yazmalıdır”.
        “Gazeteciler kanunun ve kamunun yararlarının aksine işlemlere tanık ve bilgi sahibi olduklarında gerekli yayında bulunmalıdır”.
        “Cumhuriyet devrinin kendi zihniyet ve ahlâkı ile donanmış basınını, yine ancak Cumhuriyetin kendisi yetiştirir”.
        “Yayıncılık hiçbir sebeple baskı ve nüfuza tabi tutulamaz”.
        Atatürk’ün bu sözlerinden sonra dünyaca tanınmış bazı kişilerin sözlerine de değinelim;
        “Basın hürriyeti kalkarsa, vicdan, eğitim, konuşma hürriyetleri de kalkar”.
(Roosevelt)
        “Basın hürriyeti, öteki hürriyetlerin emniyet sübabıdır; diktatör hükümetlerden başka hiçbir kuvvet onu kısamaz” (George Mason)
        “Meclis, konuşma ve basın hürriyetlerini kısan kanunlar yapamaz” (ABD Anayayası)
        Günümüzde medyanın hemen hemen yaşantımızın her alanına olan etkileri asla küçümsenemez. Onun için tekrar diyorum ki, medyanın her dalı bir okuldur. Bu okullar, esas desteğini aldıkları topluma hizmeti gaye edinmelidir.
        Hiçbir yayın organı, çıkar amacıyla şunun bunun maşası-kuklası olmaksızın bulundukları topluma daima ama daima gerçekleri yansıtmalıdır.
        Aksine hareket edenler belki, belli bir süre için iyi nefes alabilirler. Ama yaptıkları
topluma büyük bir ihanettir. 
        İhanet edenler ise (hainlerse), vakti-saati gelince (er geç) cezasını çekerler.