19 Şubat 2015 Perşembe

BEY GİBİ YAŞAMAK (İsmail KARA)

   BEY GİBİ YAŞAMAK
                                                                   İsmail KARA
   Çocukluğumun büyük bir bölümü 80 haneli bir köyde geçti.
    Babam köye 3-4 km. uzaklıktaki kasabamızda esnaftı. Soba imalatı ve tamiri, gazla çalışan el fenerleri, lehim işleri, çilingirlik vb. işler yapardı. Ben de ona körük çekme filan gibi yardımlarda bulunurdum. Karşılığında bahşiş vererek beni sevindirirdi.
    İşlerin yoğun olduğu zamanlarda bu tür işlerden anlayan göçmen Murat amcaya da iş verirdi.
    Aradan yıllar geçti. Babam o işleri bıraktı. Murat amca öldü.
    Bense Maliye Okulunu bitirmiş ve Ankara’da memur olmuştum. Oniki yıl sonra istifa ederek memleketime yerleştim. Muhasebe bürosu açtım.
    Bir gün bunu duyan Murat amcanın oğlu Bilal ziyarete geldi. Sonra da şehre geldiği günlerde yanıma uğradığında, iki baba dostu sohbet ederdik. Ona;
    -Murat, nasılsın? Diye sorardım.
    Bana genellikle gülümseyerek şöyle yanıt verirdi;
    -Sağol, nasıl olalım abi? Parasız pulsuz, aç susuz bey gibi yaşıyorum.
    Kendisine ufak tefek destek sağlar, bazen de iş bulurdum.
   1984 de mekân değiştirdik. Ankara’ya geldik. Otuz seneden fazla zaman geçti. Fakat, ben Bilal’in o sözlerini hiç unutamadım.
    “Parasız pulsuz, aç susuz, bey gibi yaşamak”…
    Baba dostumun oğlu gibi nice Bilal’ler vardı ülkede öyle yaşayan…
    Türk-İş ve Kamusen yaptıkları araştırma sonucu her ay “açlık ve yoksulluk sınırı” hakkında rapor yayınlıyorlar.
    Türk-İş’in 29.01.2015 tarihli yayınına göre dört kişilik bir aile için; açlık sınırı 1.257, yoksulluk sınırı ise 4.094 tl. Kamusen’in Ağustos 2014 ayı raporuna göre; açlık sınırı 1.328, yoksulluk sınırı ise 4.199 tl.
    Nüfusumuzun ne kadarı açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşıyor?
    ATO’nun 11.05.2008 deki bir yayınına göre;  nüfusun % 74’ü yoksulluk sınırının altında, % 15.4’ü ise açlık sınırının altında yaşıyormuş. Ocak 2013 de Milliyet’te çıkan bir yazıda 46 milyon kişinin açlık sınırı altında yaşadığı belirtiliyor. TUİK kaynaklı yeni bir açıklamada Türkiye’de ailelerin % 93’ ünün yoksul olduğu açıklanmaktadır.
    Buna rağmen, birileri ortaya çıkıp bizim Bilal gibi “Parasız pulsuz, aç susuz bey gibi yaşıyorum” diye halisane bir şekilde söylemiyor. Hemen herkes hayatından memnun sanki…Ya da açlık ve yoksulluk; mutluluğa engel değil. Daha ne denilebilir ki…
    Kuzuların sessizliği devam ediyor.
        

27 Kasım 2014 Perşembe

MEDYANIN ROLÜ

MEDYANIN ROLÜ
                                                                                                              İsmail KARA
        Dünyanın her ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de medyanın; siyasal, sosyal ve ekonomik alandaki rolü oldukça büyüktür.
        Yeni bir ürünün gazete ve televizyonlarda reklamı yapıldığında, nasıl hemen arandığını herkes bilir. Bu bile piyasayı, dolayısıyla ekonomiyi az çok etkilemektir. Aslında yine yeni ürünlerin üretim ve pazarlamasından farksız olan moda, medya üzerinden pazarlar yaratır.
        Siyasî kuruluşlar kendi duyuru ve reklamlarını yapabilmek için medyayı kullanır.
Medyadaki tanıtımlarıyla amaçlarına ulaşmaya çalışırlar. Onlar için medya bir nevi silahtır. Muhtelif ülkelerde, bazı zamanlarda bu nedenle siyasal iktidarlarca medya ele geçirilerek yandaş yayınlar yaptırılır.
        İktidar aleyhine yayın yapan kuruluşların önü kesilir, maddi ve manevi destekten
yoksun bırakılmaya çalışılır. Bunun dışında değişik cezalara çarptırılır. Osmanlının son döneminde Sultan Abdulhamid zamanında padişah aleyhine hiçbir gazete yayın yapamaz hale getirilmiştir.
        Aynı şeyler, son yıllarda ülkemizde de bir hayli yaşandı.
        Oysa ki, medyanın her üyesi, kendini iyi bir okul olarak algılamalı, toplumsal değerlere saygılı olmak şartıyla; tüm doğruları yansız bir biçimde duyurabilmelidir.
        Büyük Önder Atatürk konuyla ilgili olarak şunları söylemiştir;
        “Gazeteciler gördüklerini, düşündüklerini, bildiklerini samimiyetle yazmalıdır”.
        “Gazeteciler kanunun ve kamunun yararlarının aksine işlemlere tanık ve bilgi sahibi olduklarında gerekli yayında bulunmalıdır”.
        “Cumhuriyet devrinin kendi zihniyet ve ahlâkı ile donanmış basınını, yine ancak Cumhuriyetin kendisi yetiştirir”.
        “Yayıncılık hiçbir sebeple baskı ve nüfuza tabi tutulamaz”.
        Atatürk’ün bu sözlerinden sonra dünyaca tanınmış bazı kişilerin sözlerine de değinelim;
        “Basın hürriyeti kalkarsa, vicdan, eğitim, konuşma hürriyetleri de kalkar”.
(Roosevelt)
        “Basın hürriyeti, öteki hürriyetlerin emniyet sübabıdır; diktatör hükümetlerden başka hiçbir kuvvet onu kısamaz” (George Mason)
        “Meclis, konuşma ve basın hürriyetlerini kısan kanunlar yapamaz” (ABD Anayayası)
        Günümüzde medyanın hemen hemen yaşantımızın her alanına olan etkileri asla küçümsenemez. Onun için tekrar diyorum ki, medyanın her dalı bir okuldur. Bu okullar, esas desteğini aldıkları topluma hizmeti gaye edinmelidir.
        Hiçbir yayın organı, çıkar amacıyla şunun bunun maşası-kuklası olmaksızın bulundukları topluma daima ama daima gerçekleri yansıtmalıdır.
        Aksine hareket edenler belki, belli bir süre için iyi nefes alabilirler. Ama yaptıkları
topluma büyük bir ihanettir. 
        İhanet edenler ise (hainlerse), vakti-saati gelince (er geç) cezasını çekerler.  

21 Ekim 2014 Salı

KALE İÇERİDEN YIKILIR

         KALE İÇERİDEN YIKILIR
                                                                                    İsmail KARA
       Artık dünyada sıcak savaşların yerini, soğuk savaşlar almıştır. Silahların kullanımı, son çare olarak planlanmaktadır.
       En belirgin olarak bunu, BOP Projesinin uygulanmasında görüyoruz.
       Büyük Ortadoğu Projesi, Amerika’nın uzun yıllar önce hazırladığı ve son yıllarda uygulamaya başladığı bir proje olup, ulaşmak istediği başlıca hedefleri şunlardır;
       1-Ortadoğu’da kendine rakip olabilecek olası güçleri yok etmek, kendilerine göre var olan İslami Terör (!) örgütlerinin faaliyetlerini önlemek ve rakipsiz gördüğü askeri gücü ve teknolojisi ile bölgeyi kontrolü altında tutmak;
       2-Bölgede bulunan petrol ve doğalgaz kaynaklarını denetimine almak, onların yataklarına serbestçe erişebilmek;
       3-İsrail’in güvenliğini sağlamak;
       4-Avrupa ülkeleri, Çin ve Japonya gibi ülkelerin bölgeye girmesini önlemek;
       Projenin uygulama sinyali önceden verildi.
       ABD’nin güvenlikten sorumlu danışmanı (ki, sonradan dışişleri bakanı da oldu) Condoleezza Rice 7 Ağustos 2003 de Washington Post Gazetesinde yayınladığı “Ortadoğu’yu Dönüştürmek” başlıklı yazısında “Fas’tan Basra Körfezi’ne kadar Ortadoğu’da bulunan 22 devletin rejiminin, sınır ve haritalarının değiştirileceğini, Türkiye’nin de bunların içinde olduğunu”  vurguladı.
        Bundan sonra ne olduğuna dikkat ettiniz mi?
        Ortadoğu ülkelerinde iç karışıklıklar çıkarıldı. Çeşitli ayrımcı unsurlar körüklendi.
Daha sonra da bir tarafa destek verme ya da demokrasiyi sağlama bahaneleri ile silahlı güçleri de kullanarak maksada ulaşmaya çalıştılar. Kendi yandaşlarını o ülkelerin yönetiminde söz sahibi yaparak, karşıt olanları da tasfiye etmeye başladılar.
        Türk tarihine bakıldığında görülüyor ki, sıcak savaşlarda çok üstün olan ve yenilgi bilmeyen eski Türk devletlerinin çoğu; “Kale içten yıkılır” taktikleri kullanılarak çeşitli entrikalarla içten çökertilmiştir.
        Bunu, batılı ülkeler de çok iyi öğrendiler ve istemedikleri ülkelere karşı kullanıyorlar.
        Türkiye devletinin yetkilileri, Miss.Rice’nin yukarıda değinilen yazısını daima göz önünde tutmalı ve Türkiye BOP Savaşından ya da bataklığından mutlaka galip çıkarılmalıdır.  

5 Ekim 2014 Pazar

DOĞU TÜRKİSTAN'DA GÖZYAŞLARI DİNMİYOR

BİZLER BAYRAM YAPIYORUZ. DOĞU TÜRKİSTAN'DA TÜRK KARDEŞLERİMİZİN; KAN VE GÖZYAŞI DİNMİYOR. DÜNYADAKİ BARIŞ YANLISI ÖRGÜTLER SÜKÛT İÇİNDE,,,  BARIŞ VE DEMOKRASİ (!) YANLISI DEV ÜLKELER ORALI DEĞİL. ZALİMİN ZULMÜ KARŞISINDA ONLAR YAPAYALNIZ KALMIŞ DURUMDALAR.